
Akbaba ve Çocuk fotoğrafın adı...1 km ötedeki BM Kampına gitmeye çalışan ama ne dermanı, ne de mecali kalmamış bir çocuk ...Yaşı belli mi ?malesef yüzü toprağa bakıyor...belki dört ,belki de iki ... peşindeki akbaba doğası gereği ölsün , hareketsiz kalsın diye bekliyor onu, yemek için..
Bu fotoğraftan geçen hafta ülkemize gelen yabancı bir fotoğrafçıyla yapılan röportajı okuduğumda haberim oldu ya ,keşke olmasaydı diyorum.Görmemek ,bilmiyordum demek daha bir kolay geliyor vicdanıma...Öyle değil midir ki zaten hep yaptığımız..İnternette yaptığım araştırmada fotoğrafın sahibinin Pulitzer ödülü aldığını öğrendim bu fotoğrafla .Çocuk ne olmuş'u merak ederken fotoğrafçının o anı ölümsüzleştirmek adına deklanşöre bastıktan sonra oradan ayrıldığını ve çocuğa ne olduğunu bilmediğini öğrendim.Evet çocuk diyorum yazının başından beri.Adı yok çünkü...Sadece hazin sonu var .Bir de içimde bana bıraktığı inceden bir sızı...Ne kadar önemli dedim kendi kendime bir adının olması ve bir de mezarının ... ağlamak ve Fatiha için.
Fotoğrafı çeken fotoğrafçı ödülü almış almasına ama ancak 3 ay dayanabilmiş vicdan azabına (gerçi ölüm nedeni vicdan azabı mı bilemiyorum ama öyle olmasını tüm kalbimle diliyorum)ve intihar ederek yaşamına son vermiş...
Türkiyeye gelen fotoğrafçıyla yapılan röportajda bu fotoğraf soruluyor Bir fotoğrafçının görevi o anı resimlemektir diyor ,doğal akışa müdahale edemeyiz ki! Neyin doğal akışı ?Oradaki bir çocuk ...Aslanın ağzındaki ceylan yada ne bileyim başka bir hayvan değil!Ço-CuK ...Hani umutları hayalleri olan ,tek derdi oyun olması gereken...Acıları dinmiş melek olan!
Dün Malatyalı bir abiden kendi ailesi yapımı cevizli sucuk ve dut pestili aldım ,kayısı dönerini de o hediye etti.Akşam herkes yattıktan sonra bir heves cevizli sucuğu açtım.İLk lokmada oh be ne güzelmiş derken aklıma geldi bu ölümsüz kare; midemde bir yumruk öylece bakakaldım!